Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 64 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 68 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/static.php on line 139 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 56 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 64 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 68 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 73 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 167 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/index.php on line 134 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/show.custom.php on line 94 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/show.custom.php on line 94 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/show.custom.php on line 94 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/show.custom.php on line 94 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/modules/show.custom.php on line 94 Deprecated: preg_replace(): The /e modifier is deprecated, use preg_replace_callback instead in /home/canakcio/public_html/engine/classes/templates.class.php on line 264 Yağlıdere Hakkında Tüm Bilgiler
 

Yağlıdere Hakkında Bilgiler


Yağlıdere Giresun ilinin (Vilayeti Çepni) bir ilçesidir.

İlçe halkının çoğunluğunu Türkmen Çepniler oluşturur. Yaşam şartlarının güçlüğü nedeniyle ilçede gurbetçi çoktur. Avrupa ve özellikle Amerika'da 10.000'in üzerinde Yağlıdereli yaşamaktadır. Ilçeden göç 1960'lı yıllarda başlamış ve birçok Yağlıdereli özellikle Paterson kentine göç etmiştir. Son yıllarda ABD başkonsolosluğu bu ilçe nüfusuna kayıtlı kişilerin vize taleplerini daha titiz inceleme yoluna gitmiştir.

Yağlıdere Giresun Dağlarının uzantıları ve Yağlıdere Vadisi üzerinde kurulmuştur, kuzeyinde Espiye ilçesi vardır. Yağlıdere Çayını besleyen derelerin çokluğu yağış oranının çok olduğu zamanlarda sele neden olmaktadır. İlçenin yüzölçümü 350 km2, toplam nüfusu kış aylarında 18.064’tür, ilçeden yurt dışına çok sayıda göç olması sebebiyle yaz aylarında nüfus katlanarak artmaktadır.

Bitki örtüsü çoğunlukla fındık bahçesi, meyve ağaçları (elma, armut, erik, dut, töngel (muşmula) kiraz, çilek, karayemiş (taflan) - ceviz vb. yaninda orman agaclarindan kestane, kızılağaç(yaykin/yaygin veya yaykun), meşe, ve nadiren kavak dan oluşmaktadır.

İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler fındık, mısır, çay, sebze ve meyvedir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmaktadır.

Türkmen/Çepnilerin bölgeye yerleşmesi 12nci yüzyıla dayanmakla birlikte İlçe 1811 yılında kurulmuştur. Ağadarı Bükü'nde büyük bir caminin yapılması çevre köylerdeki halkın cuma namazı için camiya gelmesini sağlamış, caminin çevresinde iş alanları artmış ve pazar kurulmaya başlanmıştır. İş yerlerine evler eklenmiş ve Yağlıdere’nin ilk yerleşimi kurulmaya başlamıştır. Başlangıçta Camiyanı ismini alan yerleşim, 19. yüzyılda Tirebolu'ya bağlanmış, 1957’de ilçe olan Espiye ’nin bucağı olmuştur. 1987 yılında da ilçe konumuna getirilmiştir.

YAĞLIDERE TARİHİ
ANTİK ÇAĞDA YAĞLIDERE YÖRESİ

Yağlıdere yöresi tarihte Colchis Krallığı (….. -MÖ 8. yüzyıl – MÖ 83), Colchis Prenslikleri, Pontus Krallığı (MÖ 83 – MÖ 67), Roma İmparatorluğu, Trabzon Rum İmparatorluğu, Beylikler, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyeti altına girdi. Colchis Krallığı zamanında o zamanki çağa göre en parlak dönem yaşandı. Colchis refah ve gelişmişlikte ileri seviyedeydi. Colchis adına ilk olarak Urartu yazıtlarında MÖ 8. yüzyılda yazılmış yazıtlarda rastlanmış olup Colchis Krallığı’nın ilk kuruluş tarihi ile yörenin daha öncesine ilişkin bilgi bulunmamaktadır.

COLCHİS KRALLIĞI
Colchis Krallığı’nın hakimiyet alanı Doğu Karadeniz yöresi ile Gürcistan topraklarını içine alan bölgeydi. Karadeniz kıyısında pek çok şehri vardı. Komşuları Kapodokya Krallığı, Büyük Ermenistan ve Iberia’ydı. Gürcü tarihçiler krallığı tamamen kendilerine mal etmekte, yine Rize’li yazarlar da kaynaklarda yer alan olay mahallerinin Rize’de olduğuna ilişkin varsayımlar üretmektedirler. Bu coğrafyada kökeni ikibinbeşyüz yıl vaya daha öncesine dayanan ortak figürler, mimari ve yaşam şekline rastlamak halen mümkündür.

Krallığın şehir devletleri şeklinde kendi içinde bağımsız, kendi parasını basan birleşik krallık şeklinde örgütlenmiş olması olasılığı yüksektir. Başkentin Aia adını taşıdığı ve etrafında ada bulunduğu bilgisine rağmen Giresun’un adının başkent olarak modern yazarlar tarafından hiç dile getirilmemesi ilginçtir. Oysa bilindiği üzere bu bölgede tek ada Roma İmparatorluğu döneminde Ares, Aretias adını taşıyan Giresun Adası’dır. Giresun krallığın ana kentlerinden olagelmiştir ancak uzun tarihsel süreçte diğer şehirlerin de başkent olarak seçilmiş olması mümkündür.

Pontus kralı Mithridates Eupator güçlendiğinde kendini Colhis ve tüm civar yerlerin efendisi ilan etti. Sisis’in oğlu Antipater tarafından bu yöreler kendisinin yönetimine bırakıldı. Bu sığınakların çoğu Hydara, Basgoedariza ve Sinoria’daydı (Synora, Sinara, Sinora, Snara v.s. değişik şekilde ifade edildiği görülmektedir.). Sinoria Büyük Ermenistan sınırındaydı. Sığınaklar için Paryadres dağlarının tüm bu dağlık bölgesinde çok sayıda uygun yer vardı. Bu alanlarda bol su vardı ve kerestelik ağaçlar bulunuyordu. Çoğu yer dik yamaçlar ve kayalık alandı. Pompey ülkeyi işgal ettiğinde Mithridates Pontus’un bu ücra köşesine kaçtı ve burada saklandı.

Pompey bu yerin yakınında (Lesser Armenia’da) Nicopolis şehrini inşa etti. Bu şehrin insanları kendi geçimini sağlayan iyi insanlardı. ‘’ Kaynak: Strabon

Pek çok kaynakta Sinoria’nın bugün Bayburt sınırları içinde yer aldığı ifade edilmekte ise de bu bilginin doğruluğu kesin değildir.

Zira Payadres dağlarının Sivas ve Erzincan’ın kuzeyinde yer aldığı ve Sinoria’ya yakın yerlerin mesafeleri kaynaklarda bildirilmiş ancak bu yerler de tahminlere dayalı olarak belirtilebilmiştir. Ayrıca Nikopolis’in bugünkü Şebinkarahisar olduğu tartışmasızdır. Strabon’un ayrıntılı olarak bahsettiği arazi yapısının Bayburt’ta değil, Karadeniz ikliminin etkili olduğu alanda yer alması ihtimali daha yüksektir. Ve kanaatimce Sinoria bugünkü Yağlıdere Sınırköy, Yağlıdere ve civarından oluşan alandır.

Hydara ve Basgoedariza’nın bu yörede olma ihtimali varsa da bunu destekleyecek somut bir bulgu tespit edilememiştir.

20. yüzyıl ve günümüz tarihçileri Sinoria’nın Bayburt’un eski adı Sünür (Sınır) olan Çayıryolu Köyü olduğu tahmininde bulunmaktadır. Bu köydeki höyükte antik şehir kalıntıları bulunmuştur. Bir kaynakta yer alan varsayım çoğu tarihçi tarafından alıntı yapılarak adeta mutlak bilgi haline getirilmiştir.

Sinoria (Ermeni kaynaklarında Snara olarak yer almaktadır.) Ermeni ticaret yolları üzerinde önemli bir ticari merkezdi. Zaman zaman Pontus yönetiminde zaman zaman Ermenistan yönetiminde yer alıyordu. Sinoria’dan ticaret malları en yakın limana Tirebolu’ya ulaştırılıyordu. Tirebolu limanından gemilerle ilgili yerlere taşınmaktaydı.

Antik Ermenistan’ın, doğunun ve İpek Yolunun Karadeniz’e açılan özellikle kış mevsiminde en uygun ilk ulaşım güzergahı Yağlıdere vadisiydi. Yüzyıllardır kullanılan patika ana geçiş yolları artık kaybolmaya yüz tutmuştur.

O dönemde bugünkünün aksine iç kesimlerde daha fazla insan yaşamaktaydı ve karasal iklimin etkili olduğu iç kesimdeki yerleşim ve nüfus sahil bölgesindekinden çoktu. Karadeniz’in sahil bölgesine göre iç kesimde araziler tarım ve hayvancılık için daha elverişliydi, dolayısıyla yoğunluk bu alanda yer alıyordu.

Karadeniz bölgesinin denize uzanan yüzlerce vadisinde madencilik faaliyetleri yapılmaktaydı. Bu maden çıkarılan ve işlenen vadilerden en önemlileri Giresun yöresindekilerdi. Gelevera Vadisi kimi tarihçilerce dünyada ilk madencilik faaliyetlerinin başladığı yöre olarak kabul edilmektedir. Lahanos Madeni tarihi üçbin yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Harşit Vadisi’nde gümüş madeni çıkarıldığı ve işlendiği kaynaklarda ifade edilmektedir. Bugün bölgede yer alan birçok magara madencilerin yapısıdır. Bölgede antik çağda sadece madencilikle geçimini sağlayan köyler (o günün şartlarında şehirler) vardı.

Ege ve Akdeniz bölgesindekiler kadar gelişmiş şehirler olmasa da küçük çaplı şehirler bulunmaktaydı. Ancak Doğu Karadeniz yöresinde arkeolojik kazılar yapılmadığından ortaya çıkarılan antik şehir yok denecek kadar azdır. Kaçak kazı yapanlarca bulunan eşyalar ve madeni paralara ilişkin de bilgi bulunmamaktadır. Bölgede yüzyıllar boyunca dış saldırılardan uzak yaşayan toplum zamanın şartlarına göre iyi koşullarda hayat sürmüştü.

Bölgenin engebeli, dağlık ve sık ormanlarla kaplı arazi yapısı nedeniyle dış saldırılardan korunması zor olmuyordu. MÖ 66 yılında Roma senatosu Roma İmparatorluğunu Anadoludan çıkaran Mithridates sorununu çözmek için Pompeius’a olganüstü yetkiler verdi. Pompeius’la aylarca süren çetin mücadelelerden sonra Mithridates VI. Kırım’a kaçtı. Mithridates (Büyük kral olarak da anılmıştır.) Anadolu’da sevilen bir kişilikti. Ordusunda yer alan 22 milletten askerle kendi dilinde iletişim kurabilecek kadar farklı dilleri bilmekteydi.

Bu yörede elde edilen deli bal düşman askerlerinin geçeceği güzergaha bırakılıp, bu balın özelliğini bilmeden yiyen MÖ 1. yüzyılda Pompey’in askerleri etkisiz hale getirilmişti.

Yabancı tarihçiler tarafından da Karadeniz Bölgesinin yeterince keşfedilmediğinden eski antik kentlerin bugünkü yerleri tespitinin imkansız olduğu kabul edilmektedir. Yöredeki yerleşim yerlerinin ismi değiştirilmiş olanlar da dahil ayrıntılı adlarının bilinmesi halinde eski antik yerleşimleri isabetli olarak tespit etmek daha kolay olacaktır. Örneğin; Comana olarak bahsi geçen yerin bugünkü Alucra’nın Koman, Alucra olma ihtimali oldukça güçlüdür. Türkçe zannettiğimiz kimi yer adları aslında Ermenice, Rumca, Arapça v.s. kökenli olabilmektedir.

Yörede armut, elma ve kiraz ağaçları vardı. Colchis Krallığı altın, mum, bal ticareti için önemli bir bölge idi. Gemi inşası için kereste ve zift (arsenik) bakımından zengindi. Keten giysi, hayvan derisi bu bölgeden karşılanmaktaydı.

MS 6. yüzyılda Roma imparatoru I. Justinianos imparatorluk topraklarının tümünde büyük bir imar çalışması yürüttü. Öyleki tarihçiler onun döneminde yapılan eserlerin sayısını tespit etmenin imkansız olduğunu kabul etmektedir. İstanbul’daki Ayasofya da onun zamanında yapılmıştır. Justinianos zamanında bölgede çok sayıda kilise, manastır, köprü v.s. halkın ortak kullanacağı yapılar inşa edildi. Bu sayede Hristiyanlık hızla yayıldı.

Roma İmparatorluğu’nun iskan politikası nedeniyle bölgenin fethinden önce Bulgaristan ve Romanyadan hristiyan Türk boyları bölgeye yerleştirildi. Tohumluk Köyü’nde yer aldığını sandığım Tonrul (Tuğrul) Kilisesi Osmanlı tahrir defterlerinde yer almaktaydı.

Esasında bölgede Türklerden önce yaşayan halkın tamamen Grekler olduğunu kabul etmek hatalı olacaktır. Yerli halk değişik dönemlerde baskın kültürün etkisinde kalmakta ve zamanla asimile olmaktadır. Grek kolonilerden önce de bölgede küçük krallıklarda yaşayan yerli halk Roma İmparatorluğunun başarılı çalışmaları ile asimile olmuştur.

ORTAÇAĞDA YAĞLIDERE YÖRESİ
Horasan'dan 12'nci yüzyılın başlarında Selçuklu döneminde Kürtün üzerinden gelerek bölgeye yerleşen Türkmen,Çepniler yoğunlukla yaşamaktadır. Karadeniz'in Türkleşmesinde Türkmen/Çepni'lerin çok önemli bir rolü vardır.Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin ilk müridlerinden olan Çepnilerin önemli bir bölümü özellikle Kanuni döneminden sonra çeşitli nedenlerden dolayı sünnileşmeye başlamışlardır.Yine Kanuni döneminde bazı önemli Bektaşi Tekkelerine Nakşi Şeyhler yerleştirilmiştir. Yağlıdere'nin bugün bulunduğu yerin ilk defa yerleşim yeri olarak seçilmesi, yöre halkının cuma namazlarını kılmak ve ihtiyaçlarını gidermek ve alışveriş yapmak amacıyla Ağdarı Bükü'nde 1811 yılında büyük bir cami yapmaları ile başlar. Cami yapılmasından sonra, etrafta tuzcu, kalaycı, demirci ve gazcı gibi zaruri ihtiyaç maddeleri satan işyerleri kurulmuştur. İşyerlerinin çoğalıp gelişmesi, meskûn inşaatların yapılmasıyla ilçe yapısal oluşumunu tamamlamış ve "CAMİYANI" ismini almıştır.

Ortaçağda Yağlıdere yöresinde yaşayan halk büyük ölçüde hristiyanlık etkisinde idi. Ancak halen güneşe tapanlar ve eski inançlarını devam ettiren yerleşim birimleri de bulunmaktaydı. 11. yüzyılda Türk boyları Anadolu topraklarına akınlar halinde gelmeye ve yerleşmeye başladı. Müslüman Türklerin gelişi ile birlikte yörede müslüman ve hristiyan Rum ve Ermenilerin bir arada yaşadığı köyler oluştu. Önce iç kesimlere yerleşen boylar zamanla hakimiyet alanlarını artırıp sahile ulaştı. İklimin kışları ılıman olduğu sahile yakın yerlere yerleştiler ancak bu arada yazları eski yerleşimlerine gitmeye devam ettiler. Halen eskisine göre çok az hayvan beslese de yöre halkı yaylak ve kışlak yerleşim yerlerinde dönüşümlü olarak yaşamayı sürdürmektedir.

20. YÜZYILDA YAĞLIDERE
Yağlıdere Çayı kenarında yerini alan ilçe merkezi, sonraları bu çayın ismini almıştır. 19. yüzyılda Tirebolu ilçesine bağlı iken 1957 yılında Espiye'nin ilçe olmasıyla buraya bağlı bir bucak olmuştur. 1987 yılında ilçe olmuştur.

Tehcir ve mübadeleden önce yörede Rum ve Ermeni nüfus da yaşamaktaydı. 19.yüzyılda Giresun'un önemli merkezler: Giresun, Gebekilise, Kuşkaya, Çakrak, Çal, Abdal, Bulancak, Keşap, Koulakayias? (Kulakkaya?), Kırık? idi. Görüldüğü üzere Çakrak, Alucra ve Gebekilise bugünün ilçe merkezleri gibi o dönemin önemli yerleşimleriydi. Gayrimüslim nüfus büyük oranda şehir merkezlerinde yaşamaktaydı. Ticarette, sanayi ve hizmet sektöründe önemli bir güce sahiptiler. Onların bu topraklardan çıkarılması aslında ülkemiz için bir kayıptı. Geri kalmışlıkta bu etken de dikkate değer öneme sahiptir. Yahudiler ticarette daha fazla pay almak için ülke çapında çözüm bularak yüzlerce yıldır beraber yaşayan halkları ayrıştırmış, Rum ve Ermeni nüfusu sınırdışı ederek kazançlarını artırmanın yolunu bulmuşlardır. Yahudi asıllı ileri gelenlerin Rum ve Ermenilerle rekabet edemeyip, onları bu topraklardan sürmeleri akıl almaz bir olaydır.

1915'te Ermeniler ülke genelinde olduğu gibi yöreden de sürüldü. 1916'da mübadeleden önce Rum nüfus köylerden Giresun, Merkez'e zorunlu göç ettirildi. 1923'te mübadele ile Rum nüfus tamamen sınırdışı edilmiştir. Her ne kadar Türk ve Rum çeteleri arasında çatışmalar olmuşsa da bu olayları her iki taraftaki topluma maletmek doğru olmaz.

1871 yılında Trabzon Sancağı’na bağlı Tirebolu kazası nüfus 16.481 (İslam 13.533; Rum 2.731; Ermeni 217)

Rum kaynaklarında,1912 yılında 49.528 kişilik nüfusun %36’sının (17.821) Rum olduğu belirtilmektedir (Sotiriadis; NAK 208)Soteriades 1912 tarihli istatistikte Tirebolu’da 30.999 Türk, 17.882 Rum, 708 Ermeni yaşadığını belirtmektedir.

Yerli kaynakların Rum ve Ermeni nüfusu olduğundan az, yabancıların da gerçek rakamdan fazla göstermiş olması olasıdır.

Rumlar toplum içinde ağırlıklı olarak Türkçe konuşmaktaydı. Pek çoğu gözü arkada kalarak isteksiz gitmişlerdir. Aynı köydeki Türk komşularınca burada kalmaları halinde onları saklayabilecekleri söylenmiş veya müslüman olduklarını bildirmeleri halinde burada kalmalarına müsaade edileceği belirtilmişse de bu talepleri kabul eden pek olmamıştır. Geride kalan az sayıda çocuk Türk komşularca himaye edilmiş ve yetiştirilmiştir.

Mübadele ile giden Rumlar daha çok Selanik ve Kavala'da değişik yerlere yerleştirilmiştir. Kassitera, Katerini bu yerler arasındadır. Ancak günümüzde çoğu kişi şehir merkezlerine göç etmiştir. Yağlıdere'den giden Rumların gittiği köy ve kasabalarda yaşayan kişi oldukça azalmıştır. Bizim otçu göçü pikniği benzeri onlar da senede bir kez köylerinde toplanmakta, Giresun halkının da bugün benimsediği geleneksel kıyafetleri ile kemençe eşliğinde festival düzenlemektedir.

Rumlardan geriye kalan taşınır ve taşınmaz mallar işgal edilmiş, bir kısmı Tirebolu ve Giresun'un ileri gelenlerince cüzi rakamlara satın alınmış, aynı köyde yaşayanlara satılmıştır. Az da olsa geriye kalan çocuklara sahip çıkılmış, yetiştirilmiş, bazıları ülkeden ayrılmış, burada kalanlar müslüman olarak yetişmiş ve topluma karışmıştır.

Bu çocuklardan biri olan Lefter Yağlıderelilere Amerika'nın kapılarını açmış, günümüzde 15.000'e ulaşan Yağlıderelinin Amerika'ya gitmesine vesile olmuştur.

1960'lı yıllardan sonra İstanbul'a göç başlamadan önce her aile yazları yaylalara çıkmakta idi. Yaylaya en az iki gün süren yaya olarak gidilen yolculuktan sonra ulaşılmaktaydı. Konaklama ya bir handa ya da açık havada yıldızlarla gözgöze olurdu. Çakrak, Alucra'ın güneyinde yer alan obalarda kalırlardı. Her evde onlarca koyun keci ve sığır beslenirdi. Cenikte kalanlar "otçu göçü" olarak yaylaya giderdi. Temel geçim kaynağı hayvancılıktı. Çayır ve meraların yetersizliğinden kışları hayvanları beslemek icin ağaç yaprağı kurutulur, taflan ve böğürtlen bağları kesilerek hayvanlara verilirdi. Kışlalarda davar otlatılırdı. Fındık bahçeleri zamanla son yüzyılda gelişmiş ve fındık temel geçim kaynağı haline gelmistir. Son yıllarda tarlalar da fındık bahçesine dönüstürülmüş, sebze ihtiyacı çarşıdan görülür hale gelmiştir.

Pazar alışverişi için 1960'lı yıllara kadar Tirebolu'ya gidilirdi. Pazara bir günde gidip gelmek mümkün olmadığından yol üzerındekı köylerde misafir kalınırdı. Ağırlıklı olarak mısır ekmeği yenirdi. Pazardan daha çok gazyağı ve tuz temin edilirdi.

Çamaşırları dere, obuz kenarında birkaç kişi birarada yıkardı. Sabun yerine kül kullanılırdı. Evlerde aydınlatma aracı olarak daha çok camlı lamba, gazyağını idareli kullanmak gerektiğinde fiske lambası kullanılmaktaydı. Fener işlevini çıra ışığı ya da farfar görürdü. Darı ekmeği yendiğinden sık sık değirmene gidilir, değirmende kuyruk oluştuğu zamanlar olurdu. Sabahları çay kahvaltısı değil, süt, yoğurt, çorba gibi diğer ögünlerde yenilen yemekler yenirdi. İşler imeci usulü ile yapılırdı. Güzün odun taşımak, baharda çiti herglemek, bahçe altını biçmek, kemre taşımak ve daha birçok iş imeci ile görülürdü. Su, gügüm veya küfe ile taşınırdı. Evler ahşap ve taşla yapıldığından malzeme taşımak epey meşakkatliydi.

Tarlalar karasabanla tekli veya çift koşum öküzle sürülürdü. Suni gübre kullanılmaz, her yıl hayvan gübresi toprağa serilirdi. Lahananın ve diğer sebzelerin lezzetine doyum olmazdı. Darı çöğürleri ahırda güllük yerine de kullanılmaktaydı. Evlerde ahıra açılan hepek bulunurdu. Hayvanlara yal küfelerle taşınır, inek yalına çoğu zaman talaş ve darı unu katılırdı.

Çocuklar sıbyan mektebinde dini bilgiler öğrenirdi. Küçük yaşlarına karşın davar veya sığır çobanlığı yapar 13-14 yaşından itibaren aile işlerinde yetişkin bireyler gibi çalışırlardı. Askere veya gurbete gidenler köy halkının toplu uğurlaması ile gider, tek tek herkesle vedalaşırlardı. Döndüklerinde ise köylü gelen kişiyi görmeye gider, giderken de ya birkaç yumurta, ya da bir tas süt , yoğurt gibi hediyeler götürürlerdi. Düğünlerde takı olarak kap-kaçak, yorgan, minder gibi takılar atılırdı.

Ağır hastalar sal[tabut]da en yakın araba yoluna taşınır, ölmeden önce ölümü yaşarlardı. Nazar ya da çalınmış olma, sığır ve koyun için de geçerliydi. Hastalıkların birinci tedavisi okunma idi. Köyde bulunan sıhyaya başvurulur, iyileşme sağlanmazsa doktora gidilirdi. Köyde okuması iyi geldiği düşünülen birkaç kişiye okunulur, ağır ya da kronik hasatalıklar dışında doktora gidilmezdi. Zaten doktora öyle bir-iki saatte ulaşma imkânı yoktu. Keşab'a, Espiye'ye fındık zamanı ailecek ırgatlığa gidilirdi. Erkekler geçici bir süre için Rize'ye çay toplamaya veya kök sökmeye giderdi. Okuma yazma bilmeyenler bilenlerden fazlaydı. Bilenler aynı zamanda eski yazıyı da bilirlerdi. Asker mektubu , gurbetçi mektubu heyacanla beklenirdi.

1970'li yıllarda göç başladı. İlk zamanlar geçici bir süre için çalışmaya gidenler ailesini de alarak artık yerleşme amacıyla gitmeye başladı. Yağlıdere'nin ekonomik ve sosyal hayatında esas değişim 1980'li yıllarda köylere su, elektrik ve yol yapılmasıyla başladı. Cerayanla birlikte televizyon, cerayanlı fırın, cerayanlı yayık ilk etapta evlere girdi. Televizyon sahibi olmayanlar olanlara oturmaya gider, bazen onbes-yirmi kişinin bir evde tv seyremek için toplandığı olurdu. Acesler, filmler, diziler merakla beklenirdi. Darı ekmeği sacda pişirilirdi. Buğday unu varsa fetir pisirilir, pide yerine geçerdi. Yer ateşinde isli bakır kaplarda yemek yapılırken artık güzinede yemek ve ekmek pisirilmeye başlandı. Bakır kaplarda yemek yapıldığından ve yendiğinden belirli aralıklarla bunları kalaycıya götürüp kalaylatmak gerekirdi. Bakır kazanlar yerini aliminyum ve çelik tencerelere bıraktı. Sofrada sağan veya tabak herkesin önüne konmaz, ortaya konurdu.

Fındık motorlarıyla beş-on saatte çekilen fındık patozla bir saatte çekilmeye başlandı. Açık tuvalet kuyuları kapatıldı. Bağ-kur'a kayıt olanlar oldu. Günlerce süren odun, ot taşıma işi birkaç saatte halledilir hale geldi. Katırlara ihtiyaç kalmadı. At sırtında el ocağına giden gelinler ile yaya gelinçi topluluğu arabalarla gitmeye başladı. Kütük peteklerin yerini kovanlar aldı. Betonarme evler birer ikişer yükselmeye başladı. Yol yapıldıktan sonra eski usul ahşap ev hiç yapılmadı. Köylerde betonarme evler yol kenarlarına yapıldığından dağınık yerleşme bir ölçüde azalmış oldu

COĞRAFYA
2581 m Rakımlı Akıl Baba (Halbaba) tepesi ilçenin en yüksek tepesidir.

Sahilden 14 km. içerde kurulan küçük bir yerleşim alanıdır. Güneyi Alucra ilçesi, doğusu Güce ilçesi, batısı Dereli ilçesi ve kuzeyi Keşap ve Espiye ilçeleri ile çevrilidir. Rakımı 50 m olup yüzölçümü 350 km2'dir.

İlçede düzlük arazi yok denecek kadar azdır. Arazi çok dik ve engebelidir. Bölgeden Yağlıdere Çayı geçmekte olup, bu çayı besleyen çok sayıda dere bulunmaktadır. Yağışın bol olması bu derelerin taşmasına ve dolaysıyla sel felaketine yol açmaktadır.

Bitki örtüsü olarak 600 m yüksekliğe kadar fındık, kızılağaç, kavak, kayın, karaağaç, kestane, şimşir, kiraz, gürgen ve ceviz, ladin ağaçları bulunur. Eğrelti otu, ısırgan, yonca, asma, orman gülü ve benzeri bitki türleri de yaygındır.

İlçede, ekilip dikilebilir alanların çoğunda fındık, diğer kısımların çoğunluğu orman ve çayır ve mera alanı bulunur. Ormanlık alanların bitimiyle birlikte yaylalara çıkılmaktadır.

İklim tipik Karadeniz ikliminin bütün özelliklerini taşımaktadır. Her mevsim yeterince yağış almaktadır. Yüksek kesimlerinde kış mevsiminde biraz daha fazla kar yağışı olur.

İlçede ve Üçtepe Beldelerinde 2 belediye, bunlara bağlı 12 mahalle ve 30 köy bulunmaktadır. 1997 yılı nüfus sayımı sonucuna göre, ilçe merkezinin nüfusu 3.512, Üçtepe beldesi nüfusu 1.904 olup, köylerle birlikte toplam nüfusu 18.104'dir. Diğer yörelerde olduğu gibi, ilçede bulunan köylerden ilçe merkezine ve diğer şehirlere çok fazla göç yaşanmış olup, halen devam etmektedir. Bu göç son yıllarda ABD başta olmak üzere, Avrupa ve Arap ülkelerine yönelmiştir. Yöredeki göç olayından dolayı ilçenin toplam nüfusu sürekli azalmaktadır.

EKONOMİ
İlçenin dışarı ile bağlantıları kara yolu ile olup, Giresun il merkezine 47 km uzaklıkta bulunan ilçe, sahile 14 km uzaklıkta olup, yolu asfalttır. İlçenin tüm köylerinde yol olup, tamamı sıtabilize ve ham yoldur. Son yıllarda betonlaşma çalışmaları sürdürülmektedir. Yağlıdere-Kozbükü-Çakrak-Kurtbeli-Alucra karayolu tamamlandığında ulaşım daha hızlı şekilde sağlanacaktır.

Ekonomik yapı çoğunlukla fındık tarımına, hayvancılığa, arıcılık ve ormancılığa dayanır. Fındığın yanı sıra, halk kendi ihtiyacını karşılamak amacıyla mısır, sebze, meyve ve çay tarımı da yapmaktadır.

Meyve çeşidi zenginliği değerlendirilerek, büyükşehirlerde satışı yapılabilir.

Son yıllarda kivi üretim miktarı ve üretici sayısı önemli ölçüde artmıştır. 2011 yılında Yağlıdere Belediyesi ve Yağlıdere Ziraat Odası öncülüğünde ilk kivi festivali yapılarak kivi üretimi için umut vaat eden bir adım atılmıştır. Kuşkusuz fındığa alternatif başka gelir kaynakları da bulmak gerekmektedir.

İlçede, son yıllarda alabalık yetiştiriciliği büyük gelişme göstermiştir. Ayrıca arıcılık da son yıllarda önemli bir gelişme göstermiş ve toplam kovan sayısı 2700'e ulaşmıştır.

İlçede sanayi kuruluşu sayılabilecek özel şirkete ait iki adet fındık kırma tesisi bulunmakta, bunun yanı sıra küçük ölçekli ağaç doğrama atölyeleri bulunmaktadır.

Bakır, çinko maden yatakları yönünden zengin olan ilçede bu yönden bir üretim yoktur.

FINDIK
Türkiye'de ocak denilen sistemle daha küçük boyuttaki ağaçlarda yetiştirilen fındık Amerika ve İspanya'nın büyük bölümünde tek gövde üzerinde yetiştirilmektedir.

Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan 16 çeşit fındık bulunmaktadır. Bunlar yağlı, tombul, palaz, foşa, mincane, çakıldak, kalınkara, cavcava, uzunmusa, kargalak, kan, sivri, incekara, kuş, acı, yassı badem ve yuvarlak badem adları ile anılıyor.

Merkezi Giresun'da bulunan Fındık Araştırma Enstitüsü, ticari olarak üretilebilecek 7 çeşit üzerinde geliştirme çalışmalarını sürdürüyor.

KÜLTÜR

HALK İNANIŞLARI
Kişinin yaşayışı, çevresindekilerin tavır ve hareketleri, doğum, çocukların büyümesi, hastalıklar, nazar gibi çeşitli konularla ilgili, birçok batıl inançlar mevcuttur.

İnançlardan bazıları:

Sağ gözün seyirmesi iyilik, sol gözün seyirmesi o kişinin kötülük göreceğine işarettir.
Sağ avuç kaşınırsa, bir yerden para geleceğine, sol avuç kaşınırsa o kişiden para çıkacağına inanılır.
Kulağın çınlaması, bir yerde o kişinin anıldığına işarettir.
Makas alıp, verirken, makas, karşısındakinin eline verilmez, yere bırakılır. Makasın el'den el'e verilmesi halinde ikisi arasında kavga olacağına inanılır.
İki elin parmakları birbirine kenetlenirse kısmet kapanır.
Yerde oturan şahsın ayakları üzerinden atlıyarak geçilmesi (iyi) sayılmaz.
Gece bir yere küçük abdest yaparken "destur, tu, tu" demek lâzımdır. Destursuz abdest yapanın çarpılacağına inanılır.
Gece tırnak kesilmez.
Mezar üzerinden atlıyarak veya basılarak geçilmez.
Cıddık kuşun yakınınızda ötmesi haber duyacağınızı gösterir.
Gece yıldızlar gözüküyorsa sabah ayam güneşli olur.
Güzün dere gür akıyorsa kışın çok kar yağar.
Kurbağanın üstene basanı cin çarpabilir.
Evin yakınında baykuş ötüyorsa kötü haber duymanız yakındır.
Ateş çıttak çaldığında hava yarın güneşli olur.
Çay bardağında çöp (sap) varsa kaçıncı bardağınızsa o gün çöp adedi kadar misafir gelir.

ATASÖZLERİ ve deyimler

Erikenin başına kar yağar.

El atına binen tez iner.

Doğacak oğlak ..kundan belli olur.

Ebe çok olunca bebek ters doğar.

Atın nalını mıhını hesap eden at alamaz.

Horana giren terler.

Yavaş atın çiftesi bek olur.

Sıçan işenüğünün demene faydası vardır.

Erken kalkan yol alır.

Veren el alan elden iyidir.

Oğul ocaktan ayran bucaktan.

Gelin ata binmiş, ya kısmet demiş.

Bir yiğit, bir meydanda kırk yıl oturmaz.

Yavuz itin yarası eksik olmaz.

Akıllı düşünürken, deli köprüyü geçer.

Kedi uzanamadığı ete mundar der.

Gaybete yumurta pazarlığı olmaz.

İt ite buyurur it kuyruğuna buyurur.

Isıracak köpek dişini göstermez.

El ile düğüne bayrama gidilir.

Eşeğin semeri eşeğe yük olmaz.

Olmayacak duaya amin denilmez.

Doğacak çocuğa don biçilmez.

Öküzün altında buzağı aranmaz.

Taşıma su ile değirmen dönmez.

İmanla paranın kimde olduğu belli olmaz.

Sağır duymayınca uydurur.

Elden gelen öğün olmaz o da vaktinde bulunmaz.

Bir adamın kendi kendine yaptığını bir köy biraraya gelse yapamaz.

Davulun sesi uzağa bek gelir.

Vakitsiz öten horozun başı erken kesilir.

Su içene yılan bile dokunmaz.

Hocanın dediğini yap, gittiği yoldan gitme.

Beş parmağın beşi bir olmaz.

Çağrılan yere erinme çağrılmayan yerde görünme.

El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanır.

Köpeğin hatırını saymazsan, sahibinin hatırını say.

Hazıra dağ bile dayanmaz.

Dibini görmediğin göle dalma.

Kendi göbeğini kendin kes.

Alışmış kudurmuştan beterdir.

Yatan aslandan gezen tilki daha iyidir.

Hacı hacıyı Mekke'de, deli deliyi dakikada bulur.

Acele işe şeytan karışır.

Erinenin çocuğu olmaz.

TURİZM
Doğa turizmi yönünden büyük bir potansiyele sahip olan ilçede, turizm çok gelişmemiş olup ekonomiye katkısı sınırlıdır. Daha çok iç turizm hakimdir. Yayla turizminin dışında turizm amaçlı herhangi bir faaliyet yaygın değildir.

İlçeye bağlı Tekke köyünde Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin müridlerinden olan Sarı Halife hazretlerinin türbesi ve zaviyesi ziyaret edilebilir.

Önemli tarihi ve doğal yerleri arasında; 12 adet kemer köprü, Cami, Zaviye, Değirmen, Vakfiye, Üçmezar taşı, Çağlayan şelalesi, Gebekilise, Çakrak, Kırkharman sayılabilir.

Yağlıdere köyleri ve yayları doğal yaşamı, yemekleri, girişimci insanları ile Karadenizde eko turizmin merkezlerinden biri olmaya aday potansiyellere sahip olup, iyi bir planlama ile bu potansiyel değerlendirildiğinde temel gelirini turizmden elde eden bir ilçe olabilecektir.

Ekoturizm, doğal ve kültürel değerlerin korunarak turizme açılmasıdır. Ekoturizm, genellikle küçük gruplar halinde, ailelerin işlettiği küçük tesislerde, geleneksel mimarinin ve yerel kaynakların kullanımını hedef almaktadır. Önemli ekoturizm potansiyeli olan dağlık ve ormanlık bölgelerdeki köylerde yaşayan halkın yoksulluğu göz önüne alındığında, ekoturizmin sosyal sınıflar arasındaki dengesizliği azaltabilecek bir etken olduğu anlaşılabilir.

Günümüzde turist profili giderek değişmekte, turizm geleneksel destinasyonlardan uzaklaşmaktadır. Eko turistlerin 35-54 yaş grubunda, yüksek eğitimli, ortanın üzerinde geliri olan ve doğa, kültür ve gastronomiye ilgi duyan kişiler oldukları dünyada yapılan araştırmalardan anlaşılmaktadır.

Deniz, güneş, kum dışında alternatif hizmet arayışında olan yerli ve yabancı turistleri çekebilecek vegeteryan Giresun yemekleri, tam organik sebze ve meyveleri, Karadeniz'de ender rastlanabilecek anıt ağaç olarak tescillenebilecek gürgenleri, temiz havası, kuşbakışı manzarası olan köyleri, doğal ortamı turistlerin zaman geçirebilecekleri geniş kapsamlı spor alanları ve doğal yapıyı güçlendirerek oluşturulacak sosyal tesisler ile birleştirildiğinde Yağlıdere köyleri ve yaylaları eko turizmde marka olmaya namzet olacaktır.

Çevreye zarar vermeden, ondan yararlanma yöntemleri geliştirilirse, yerli halkın kültürlerini yoketmeden, onların turizm faaliyetlerinden yararlanmaları pekala sağlanabilir. Yazları serin ve yağışlı havası ile yabani yaşamı canlı tanık olarak izleyebilme imkânı, bir kısmı endemik Türkiye'nin en zengin bitki çeşitliliğini yerinde görme fırsatı ile Yağlıdere bu anlamda keşfedilmeyi beklemektedir. Doğayla uyumlu yaşamı destekleyen, yeni nesillerin doğa sevgisini aşılayacak, hareketsizlikten bir takım hastalıklarla uğraşma durumunda kalan büyükşehirlerde yaşayan insanlar için burası koruyucu sağlık hizmeti de vermiş olacaktır. Yağlıdere yöresinde; zirve tırmanışı, belgesel yapımı, dağcılık eğitim kampları, doğa fotoğrafçılığı, yaban hayatı gözlemleri, kuş gözlemciliği, kampçılık, dağ yürüyüşü, yamaç paraşütü, jip safari, olta balıkçılığı, rafting ve kano, yayla gezileri gibi eko turizm faaliyetleri yapılabilecektir.

Ekoturizm için doğal ve kültürel kaynakları ile ilgi çeken bir yöre olan Yağlıdere'de oluşturulacak ve sonu mutlaka katma değer ve sürdürülebilirlikle bitecek sistemli ve mümkün olduğu kadar lokal bir çalışma ile burası aranan bir güzergah olacak, bu tesislerin yörede yaşayanlar için doğrudan ekonomik faydaları görülecektir.

Yörede koşuşturmadan ve gürültüden uzak, tamamen doğal ortamlar içerisinde geçireceğiniz bir-iki haftalık tatil, stresten arınmayı ve enerji depolayarak şehre dönmeyi vaat etmektedir.

Dünyada kültür ve refah seviyesinin artması, iletişim ve ulaşım imkânlarının gelişmesi ile turizmde bügünkü rakamların kat be kat üzerinde kendine iyi bir zaman geçirebileceği adres arayan turistler için gerekli altyapı oluşturulduğunda bu pastadan daha iyi pay alınabilecektir.

Yörede tarihi kemer köprülerin restorasyon adı altında doğal yapısı ve görünümü bozulmamalıdır. Ülkemizde restorasyon işlemleri ne yazıkki olması gerektiği şekilde yapılmamaktadır. Aslına uygun yapılmayan restorasyon turizm açısından fayda değil zarar getirecektir.

Ekoturizm için şimdiden birkaç köy ve yaylada bu yönde planlama yapılmalıdır. Buralarda geleneksel mimari korunmalı, betonarme yapılar yıkılmalıdır. Köylerde geleneksel mimari ile yapılmış yapılar birer birer yok olmaktadır. Or-Gi havaalanı faaliyete geçtiğinde özgün mimari korunup, turizm için gerekli tesisler yapıldığında buraların tanıtımını yapmak artık oldukça kolaydır.

Yağlıdere vadisi boyunca köylerin yüksek kısımların geçen köy yolları birleştirilmelidir. Bu güzergah üzerine konaklama ve lokanta hizmeti sunan tesisler yapılmalıdır. Bu sayede yürüyüş (trekking), dağ bisikleti, jeep safari gibi spor faaliyetlerine imkan sağlanmış ve vadiye ilgi artışı sağlanmış olacaktır. Halen yılboyu köylerde yaşayan nüfus dikkate alındığında turist sayısındaki artış yöre insanı için önemli bir gelir sağlayacaktır. Antalya ve Muğla yöresinde sadece turizmden gelir sağlayan ilçe ve beldeler olduğu düşünüldüğünde Doğu Karadeniz yöresinde de turizmden geçimini sağlayan yerleşim bölgeleri oluşturmak imkansız değildir.

Gölyanı ve diğer yayla ve köyleri ile Yağlıdere Türkiye'de ekoturizm merkezlerinden biri olmaya adaydır.

Yörede yetiştirilen elma, armut, erik, taflan ve diğer meyvelerinin çeşitleri saptanmalı, türü yok olma tehlikesi altında bulunan meyve çeşitleri korunmalı ve yaygınlaşması sağlanmalıdır. Eko turizm için ziyaretçilere olabildiğince çok yerel sebze, meyve sunulmalıdır.

Kamp ve karavan turizmi için uygun alanlar belirlenmeli ve altyapı için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Giresun insanının memleket sevgisi sayesinde yurt içinden ve yurt dışından gelecek insanlara yerel ve kaliteli hizmet sunulduğunda yaz dönemi için işletmelerin yaptığı yatırımın karşılığını alacağını söylemek mümkündür.

Henüz beton istilasına uğramayan bir köy sit alanı ilan edilmeli ve yeni yapılacak yapıların geleneksel tarzda yapılması sağlanmalıdır. Ekoturizm için bu köyde konaklama alanları oluşturulmalıdır. Önce ekoturizm köyü belirlenmeli, bu köyde betonarme yapılaşma durdurulmalıdır. İyi ve uzun vadeli bir plan ve proje ile köy halkının da memnun kalacağı turizm köyü oluşturulabilir. Önümüzdeki yıllarda Karadeniz genelinde geleneksel mimari ile yapılan yapılar yok olma ve özgün görünümlü hiç köy kalmaması tehlikesi kapıdadır. En az bir köyün korunması ve turizme kazandırılması gerekir. Yağlıdere sivil destekle bunu gerçekleştirebilecek güce sahiptir.

Şenliklere ABD ve Yunanistan'dan bu topraklardan göç etmiş Rumların torunları da davet edilmelidir. Esasında Rumlarla iyi ilişkiler kurulması Yağlıdereliler için bir borçtur. Bu hususta atılacak adımlarla iki tarafta da olumlu yönde zihniyet değişimi yaşanacaktır.

Yörede turizmin gelişmesi kalkınma ve refah seviyesinin artmasına önemli katkılar sağlayacaktır.
Kurtbeli, Tohumluk çayının kaynağı, Yağlıdere'yi besleyen kaynaklardan önemli biri

YAYLACILIK
İlçede yaylacılık çok gelişmiştir. Eskiden bölge halkı hayvan otlatmak ve peynir, yağ üretimi için yaylaya göç etmekte iken son yıllarda, temiz hava alarak dinlenmek ve çeşitli yayla şenliklerine katılarak eğlenmek için yaylaya çıkmaktadır.

Önceden yaylaya yürüyerek gidilirken; ulaşımın sağlanması ile otomobiller ile bu yaylalara 3-4 saatte gidilip gelinmektedir. Yöre halkının çıktığı yaylalarda Haziran, Temmuz aylarında çeşitli şenlikler düzenlenmektedir.

Yöre insanının gittiği yayla obaları :

Kırkharman,
Kazıkbeli,
Beytarla,
Mıhlıçam,
Taşlıalağı,
Tozluyayla,
Atalağı,
Kuzudüzü,
Mahmutalağı,
Beyazıt,
Avluca,
Kurtbeli,
Ayıbeli,
Koyunalağı,
Yukarıköy,
Kütüklütarla,
Çitlice,
Buları,
Alçakbel,
Armutalağı,
Pıtıryurdu,
Ekitçialağı,
Çadıralağı,
Sırataşlar,
Sırganlıbel,
Geyikçi,
Yedigözeler,
Köroğluyurdu,
Körükbeleği,
Havanna,
Karaşık,
Ormanboğazı,
Şağlıkömü,
Zilivacuk,
Bahçecik,
Külekçiobası,
Yeniköy,
Durnalı,
Göreze,
Gölbeleği
Dalıpobası

... sayılabilir.


ÖRF VE ADETLER
İlçe Örf ve Adet bakımından Giresun yöresi ,Türkmen Çepni,Bekteşi adetleri ile benzerlik gösterir. Geleneksel olarak Çepniler sert karakterli,cesur ve mert insanlardır. Türkmen inanç önderi Sarı Halife ilçeye bağlı Tekke köyünde yaşamıştır. Sarı Halife Hacı Bektaş Veli Hazretlerinden feyz almış bir Erendir.İlçe halkı Geleneksel giysileri diğer yörelere nazaran daha çok tercih etmektedir. Eski Türkmen geleneklerinden olan göre yaylacılık ve yayla şenlikleri, Hıdırellez,Otgöçü gibi adentler sürdürülmektedir.

El sanatları dalında, oya, semer, el örgüsü, el dokuması kilim ve halıcılık, sepet çeşitleri, ip, dastar ve çul örgüsü sayılabilir.

Yağlıdere belde ve köyleri

İl: Giresun ● İlçe: Yağlıdere
Beldeler: Üçtepe
Köyler:
Ahallı • Akdarı • Akdoğan • Akköy • Akpınar • Çağlayan • Dereköy • Elmabelen • Güllüce • Gültepe • Günece • Hisarcık • Kanlıca • Kızılelma • Koçlu • Kurucalı • Küçükköy • Ortaköy • Oruçbey • Ömerli • Sınırköy • Sinanlı • Tekkeköy • Tepeköy • Tuğlacık • Ümütbükü • Yazlık • Yenice • Yeniyazlık • Yeşilpınar • Yeşilyurt
 
Güldür Güldür Akiyu
Çanakçı Deresi
Karadenizin İncisi Giresun ! Haydin Uşaklar Gırana Horona (: